Hayatta 3 çeşit özgürlük var: Aptallık, delilik ve cehalet.
Bunların yanında tek çeşit tutsaklık var: Ben.
Modern dilde ego diyoruz. Ego deyince benlik bilincinin sorumlusunu bir kavrama yüklemiş oluyoruz, sanki suçlusu biz değiliz..
İnsanın en sinsi düşmanı, en derin çukuru, en zifiri karanlığı Ben demek. Ben de çok derim, herkes der. Zamanında çok sormuştum. Nasıl biriyim ben? Sanki kendimi kaybetmiştim, bulmaya çalışıyordum. Uzun zaman bunu düşündüm. Kendimi başkalarına sordum. Sessiz birisin dediler, dürüstsün dediler, kimisi komiksin dedi, eğlencelisin, bazısı akıllısın dedi. Çok tekrarlananları aklımda tutup bir ben yaratmaya koyuldum. Ötekilerin gözüne görüneni hayal etmeye çalıştım. Ama herkes başkasında kendini görür sonuçta. Akıl seven akıllı görür, güzellik seven güzellik görür, dürüst olan doğruluk görür.
Bir süre sonra aklım karıştı. Beni sevenlere sormuştum. Sevmeyenlere sorma imkanım olsaydı, beni sevmeyenler de dürüst olsalardı ne işitirdim diye merak ettim. Beni akıllı bulan varsa aptal bulan da olmalıydı. Güzel bulan olduğuna göre çirkin bulan da vardı. Kimine göre güçlü, kimine göre zayıftım. Becerikli ve beceriksiz. Geveze ve sessiz.. Hayalimde yoğurduğum hamurdan heykel tekrar çamur kıvamına dönüştü. Göreceli olduğuma karar verdim. Başkalarından aldığım cevaplar çöpe gitti. Ve kendime sormaya başladım.
Bu kadar sorduğuma göre meraklı olmalıydım. Yalan söylemeyi sevmediğime göre dürüst olduğuma karar verdim. Kendimi beğeniyordum, o halde güzeldim de. Aradığım cevapları bulabildiğime göre yeterince akıllıydım. Yorulmayı sevmediğim için kendime tembel dedim. Bir şey sorulduğunda dönüp başkalarına bakma eğilimindeydim, demek ki kararsız ve güvensiz. Büyük suçlar işlemediğime göre masumdum. Biraz düşününce merhametli olduğuma inandım. Körü körüne birinin yanında durmam, o halde adil biriyim ben. Kendi kendime sorup yanıtladım. Kim olduğumu bulmam gerekiyordu.
Yanıtları toplayınca yine de tatmin olmadım. Şimdinin cevaplarıydı bunlar. Geçmişte yalan söylediğim oldu, hatta çaldığım da. Gelecekte büyük suçlar işlemeyeceğimi kim bilebilir? Şimdi aradığım cevapları bulabiliyorum ama yarın daha büyük sorular sorarsam ve cevapları bulamazsam? Haksızlık edebilirim, güzelliğimi kaybedebilirim, daha kararlı olabilirim, daha çok çalışabilirim. Bütün bunlar kafamı karıştırdı. Şimdide kalmayan bir ben olmalıydı. Zamandan bağımsız bir öz olmalıydı. Nedense o özün çok iyi olduğuna inandım. Buna o kadar çok inandım ki benlik duygusundan uzaklaştım.
Sonra anladım. Ben yoktu, sen yoktun, onlar yoktu. Her şeyin özü aynıydı. Zamandan bağımsız bir öz. Çekirdek gibi. Topraktaki tohum, filizlendiği zaman ağaç, meyve verdiği zaman o meyvenin göbeğinde çekirdek, çiçek açtığında tohum. Meyveyi, çiçeği, ağacı yan yana koyunca farklıydı, ama hepsi aslında çekirdekti. Yumurtanın aslında tavuk olması gibi. Havyarın aslında balık olması gibi. Her şey aslında çekirdekti ve her şey aslında yoktu. Tek bir şey vardı. İşte ben, kendimi böyle kaybettim.
Bunların yanında tek çeşit tutsaklık var: Ben.
Modern dilde ego diyoruz. Ego deyince benlik bilincinin sorumlusunu bir kavrama yüklemiş oluyoruz, sanki suçlusu biz değiliz..
İnsanın en sinsi düşmanı, en derin çukuru, en zifiri karanlığı Ben demek. Ben de çok derim, herkes der. Zamanında çok sormuştum. Nasıl biriyim ben? Sanki kendimi kaybetmiştim, bulmaya çalışıyordum. Uzun zaman bunu düşündüm. Kendimi başkalarına sordum. Sessiz birisin dediler, dürüstsün dediler, kimisi komiksin dedi, eğlencelisin, bazısı akıllısın dedi. Çok tekrarlananları aklımda tutup bir ben yaratmaya koyuldum. Ötekilerin gözüne görüneni hayal etmeye çalıştım. Ama herkes başkasında kendini görür sonuçta. Akıl seven akıllı görür, güzellik seven güzellik görür, dürüst olan doğruluk görür.
Bir süre sonra aklım karıştı. Beni sevenlere sormuştum. Sevmeyenlere sorma imkanım olsaydı, beni sevmeyenler de dürüst olsalardı ne işitirdim diye merak ettim. Beni akıllı bulan varsa aptal bulan da olmalıydı. Güzel bulan olduğuna göre çirkin bulan da vardı. Kimine göre güçlü, kimine göre zayıftım. Becerikli ve beceriksiz. Geveze ve sessiz.. Hayalimde yoğurduğum hamurdan heykel tekrar çamur kıvamına dönüştü. Göreceli olduğuma karar verdim. Başkalarından aldığım cevaplar çöpe gitti. Ve kendime sormaya başladım.
Bu kadar sorduğuma göre meraklı olmalıydım. Yalan söylemeyi sevmediğime göre dürüst olduğuma karar verdim. Kendimi beğeniyordum, o halde güzeldim de. Aradığım cevapları bulabildiğime göre yeterince akıllıydım. Yorulmayı sevmediğim için kendime tembel dedim. Bir şey sorulduğunda dönüp başkalarına bakma eğilimindeydim, demek ki kararsız ve güvensiz. Büyük suçlar işlemediğime göre masumdum. Biraz düşününce merhametli olduğuma inandım. Körü körüne birinin yanında durmam, o halde adil biriyim ben. Kendi kendime sorup yanıtladım. Kim olduğumu bulmam gerekiyordu.
Yanıtları toplayınca yine de tatmin olmadım. Şimdinin cevaplarıydı bunlar. Geçmişte yalan söylediğim oldu, hatta çaldığım da. Gelecekte büyük suçlar işlemeyeceğimi kim bilebilir? Şimdi aradığım cevapları bulabiliyorum ama yarın daha büyük sorular sorarsam ve cevapları bulamazsam? Haksızlık edebilirim, güzelliğimi kaybedebilirim, daha kararlı olabilirim, daha çok çalışabilirim. Bütün bunlar kafamı karıştırdı. Şimdide kalmayan bir ben olmalıydı. Zamandan bağımsız bir öz olmalıydı. Nedense o özün çok iyi olduğuna inandım. Buna o kadar çok inandım ki benlik duygusundan uzaklaştım.
Sonra anladım. Ben yoktu, sen yoktun, onlar yoktu. Her şeyin özü aynıydı. Zamandan bağımsız bir öz. Çekirdek gibi. Topraktaki tohum, filizlendiği zaman ağaç, meyve verdiği zaman o meyvenin göbeğinde çekirdek, çiçek açtığında tohum. Meyveyi, çiçeği, ağacı yan yana koyunca farklıydı, ama hepsi aslında çekirdekti. Yumurtanın aslında tavuk olması gibi. Havyarın aslında balık olması gibi. Her şey aslında çekirdekti ve her şey aslında yoktu. Tek bir şey vardı. İşte ben, kendimi böyle kaybettim.

Bugün kendimle ilgili hiç bir şey bilmiyorum. Farkında olduğum tek şey, aradığım ve hayal ettiğim. (Düşünüyorum, o halde varım.)
