Neden bu kadar uzadığını önceleri pek önemsemedim.
Haklı nedenlerim vardı.
Zaten benim yerimde kim olsa kızardı.
Hatta başkaları benim yerime, benden bile çok kızdı.
Bunun böyle sürüp gitmesini başta pek önemsemedim. Bir kızgınlık ne kadar uzun sürebilir ki? Eninde sonunda geçer dedim, geçti de. Başlarda biraz acıya dönüştü her şey. Kızmak, özlemek, acı çekmek dalgalanıp durdu. Dalgalanmasına bile izin verdim. Bir sabah öfkeyle, bir sabah özlemle uyanmaya bıraktım kendimi. Bazen onu hatırlamak küçük mutluluklar bile verdi.. Hiç ayrılık acısı çekmedim mi? Çektim. Geçmedi mi? Geçti.
Ne kadar zaman geçti? Bir terslik olduğunu ne zaman anladım, farkında bile değilim. Sanki yakamda batan bir etiket vardı. Orada olduğunu unuttuğum bir şey vardı. Her şey tamamen normal görünürken, aşkla ilgili değil bir filme; reklama bile tahammülüm olmadığını fark ettim. Düpedüz sinirleniyordum. Duygulanmam gereken şarkılarda birden donup kalıyordum. Bir gün aniden, binlerce kez dinleyip asla beni etkilememiş bir şarkıda ağladım.
Ters giden bir şey vardı. Bu şey benim gururumu feci şekilde yaraladı. Kimseye aslında ne yaşadığımı söylemedim. Olup bitenleri hafifçe omzumu silkerek hiç mühim değilmiş gibi anlattım. Bir sürü “zaten”li cümleyle süsledim. “Zaten bu saatten sonra” en sevdiğim başlangıçtı. Bunu söylerken dudaklarımı hafifçe büzüyordum. Şahane oluyordu. Ama bir şeyler feci şekilde ters gidiyordu.
Daha çabuk geçsin diye ne sesini, ne de ismini duymak istemedim. Doğal, değil mi? Beni aramazsa daha kolay atlatırdım. Neden her telefonda önce sevindiğimi, sonra öfkelendiğimi, sonra da acı çektiğimi anlamaya çalışmadım. Sadece geçsin istedim. Onunla ilgili duyduğum her şeyin beni ilgilendirmesine tahammülüm kalmadı. Beni ilgilendirmesini istemedim. Bu şey bana yakamdaki etiket gibi batıyordu, söyleyemedim.
Günler geçti, haftalar, aylar geçti. Aramadı, aramadı, sonra birden aradı. “Tam da unuttum derken..” demeliyim, ama komik olmak istemiyorum. Kimi kandırıyoruz burada? Ne unuttum, ne de affettim. Çünkü özür dilemedi dedim, çok mantıklı değil mi? Özür dilemezse nasıl affedebilirim? Yalan..
Artık biliyorum. Gurur bir tarafa. Artık hiç kızgın değilim. Affetmek çok mu önemli? Özür diledi, affedebilirim. Ne kadar üzgün veya pişman olduğuyla hiç ilgilenmiyorum ki..
NE FARK EDER? Allah aşkına, üzüntsünün ve pişmanlığının her zerresini ölçebilecek bir derece olsaydı ve ben en şiddetli vicdan azabını hissettiğini kendi gözlerimle görebilseydim bile ne fark eder?
Öfkeli değilim, normal insanlar gibi konuşup gülüyorum, sorular sorup, cevaplar veriyorum, birilerine artık ne önemi var zaten tadında konuşup yine belli belirsiz omzumu silkiyorum ama yine de iş kalbimden çıkarmaya gelince yapamıyorum.
Kalbinden çıkarmak.. Kalbindeki yeri ister aşk olsun, ister kızgınlık, ister kırgınlık, ister düşmanlık.. Adı bu sabah ne olursa olsun, kalbinde yeri var değil mi?
Affettiğim an hepsi bitecek. Pişman olması hiç önemli değil. Çektiği vicdan azabıyla hiç ilgilenmiyorum. Bana yaşattığı şeyi anlamasıyla bile ilgilenmiyorum. Acı mı çeksin? Hayır çekmesin. Acısıyla da, mutluluğuyla da zerre kadar ilgilenmiyorum. Ben sadece kalbimdeki yeriyle ilgileniyorum. Sevmek, özlemek, kızmak, acı çekmek.. hepsi bitecek. Adı değişip duran o parça bana yakamdaki etiket gibi batıyor. Kesip atmak istiyorum. Affetmek istiyorum. Affetmelisin..
.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder