Dedim ki, tesadüflere inanmıyorum. Söyler söylemez kendi cümleme yabancılaştım. TesadüfLER? Neden çoğul? Hemen çeşitlendirdim. Hayaletlere inanmıyorum. Evet çoğul. Demek ki bir şeye inanmadığımızda dilbilgisi kuralları gereği çoğalıyorlar. Tesadüfler.. evet.
Rastgele, şans eseri. Hayatta böyle şeyler olduğuna inanmıyorum. Bana göre akıl almayacak çapta bir düzenin minik parçalarıyız. Eskiden evde televizyon bozulduğunda babalar açıp içine bakardı. Tüplü TVler zamanı.. Bazen o televizyon kutusu açılıp tamir edilip kapandıktan sonra bir vida elimizde kalırdı. Nerenindi bu? İşte ben o vida gibiyim. Çok büyük bir düzenin ne işe yaradığı bilinmeyen küçük parçasıyım.
Dedim ki, tesadüflere inanmıyorum. Darwin’in evrim teorisi bile rastlantısal genetik değişime dayanıyor, ben bunu neye dayandığımı bile bilmeden reddediyorum. Eminim işime yarayacak bir konuda uzmanlaşsaydım Darwin’in rastlantısal evrim teorisini yerle bir edecek kanıtlarım olurdu. Ama olup olacağım bu, kucağımda bir yavru kediyle oturuyorum.
İnanç çok değişik bir hadise. Görmediğin şeyi bilmek gibi. Öyle birden karar veremiyorsun. Kolayca formüle edemiyorsun. Tesadüflere inanmıyorum evet, büyük bir düzenin çok önemsiz görünen ve ne işe yaradığını anlamadığım küçük bir parçası olduğuma inanıyorum, ve hayatıma giren her insanın, başımdan geçen her olayın mutlaka olması gereken bir şey olduğuna inanıyorum.
Sen kopkoyu bir kadercisin dedi bana. Hayır, doğrusu kopkoyu bir kaderci olduğumu hiç sanmıyorum. Herşeyin mutlaka olması gerektiği için ve mutlaka olması gerektiği zaman olduğuna inanıyorsam bana kaderci denebilir. Ama ben mutlaka olması gerekenlerin neden mutlaka olması gerektiğini sorguluyorum.
Başımdan geçen bir olayı düşünüp ben bunu neden yaşadım diye çok sordum. Kadere inanan kişi, çoğunlukla bir noktada ona isyan eder. Ama bence kader, elinde senin iplerini tutan kötü kalpli bir kukla oynatıcısı değildir. Kader varsa eğer, seni yerden yere vurma meraklısı değildir. Benim anladığım kader otobüsün belli duraklarda durmasıdır. Neden? İşte sürekli bunu anlamaya çalışıyorum.
Bazı şeyleri yaşamayı hiç istemezdim. Bazı insanları hiç tanımamış olmayı tercih ederdim. Bazılarını sahiden anlamakta çok zorlandım, bazılarını hiç anlayamadım. Hayatıma kattığı anlamı abarttıklarım oldu, yeterince önemsemediklerim, yanlış anladıklarım oldu. Ben her seferinde büyük bir televizyonun açılıp kapanmasından sonra elimde kalan parçalara bakıp bu ne işe yarıyordu diye sordum.
Dedim ki, ben açık renk bir kaderciyim. Ben, vidaları ve otobüs duraklarını anlamaya çalışan biriyim. Nedense bunu çok önemsiyorum. Sanki daha dikkatli bakarsam yolun beni neden buraya getirdiğini görebilirim gibi geliyor. Hatta yapmam gereken en önemli şeyin bu olduğunu sanıyorum. Yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu nereden bilebilirim? Olup olacağım bu işte, kucağımda yavru bir kediyle oturup sormayı sevdiğim sorular soruyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder