5 Mayıs 2010 Çarşamba

Bence..

Bana dünyanın döndüğünü söylüyorlar.. Oysa ben bir dönme hissetmiyorum, inanılır gibi değil. Ne baş dönmesi, ne mide bulantısı, ne de kulaklarımda vınlama.. Bu nasıl mümkün olabilir? Eğer dünya ayaklarımın altından kayıp gitmiyorsa, bence bunun tek bir açıklaması var : ben de dünyayla aynı hızda dönüyorum. Hızla dönüyorum, hiç durmadan..

Güneşin doğuşunu ve batışını izliyorum. Oysa bana güneşin yerinde durduğunu söylüyorlar.  Bu nasıl mümkün olabilir? Bence bunun tek bir açıklaması var : her sabah doğan güneş değilse, benim. Her gün tam zamanında yeniden doğuyorum, hiç yorulmadan..

Tembel bir insanım ben. Yorulmayı sevmediğim için kendime tembel diyorum. Sabahları yataktan çıkmak istemiyorum. İşe gelmek zor geliyor, eve gitmek zor geliyor. Bazen beni bıraksalar günlerce uyusam, yataktan hiç çıkmadan yaşasam diyorum. Peki ben bu kadar tembelsem hiç durmadan dünyayla birlikte dönen, her sabah bir dakika bile geç kalmadan doğan kim?

Bazı kaçınılmaz şeyler var. İstemesen de zamanın içinde koşmak gibi. Bu dönme olmasaydı zaman yine de olur muydu? Güneşin ve bazı yıldızların milyarlarca yıl yaşında olduğunu söylüyorlar. Saçma değil mi? Onlar için zaman yok ki. An var. Duruyorlar. Ezelden beri ve sonsuza kadar şimdideler. Oysa benim birikmiş yapacak işlerim var. Sonra yapmak için biriktirdiklerim.. İstemesem de zamanın içinde koşmaya devam ediyorum, hiç durmadan..

Tıpkı dünyayla bir olup döndüğünü hissetmemesi gibi, her sabah yatağındayken farkında olmadan doğması gibi yaşlanıyor insan. Yaşlandığını hissetmiyorsun. Yıllar geçiyor, pastaların üzerindeki mumları üfleyerek söndürüyorsun ve diyorsun ki kendine, ben 20 yaşındayım, 30 yaşındayım, 40 yaşındayım.. Yaşlandığını hissetmemek nasıl mümkün olabilir? Bence bunun tek bir açıklaması var : ben her ne kadar zaman içinde koşmaya devam etsem de, benliğimin bir bölümü tıpkı milyon yıl yaşındaki yıldızlar gibi duruyor. Ezelden beri ve sonsuza kadar, şimdide kalıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder